Rehberlik Hizmeti

Psikolojik Danışma ve Rehberlik, bireye kendini anlaması, çevredeki olanakları tanıması, gizilgüçlerini geliştirmesi, sorunlarını çözebilmesi ve doğru kararlar vererek özünü gerçekleştirebilmesi için yapılan sistematik ve profesyonel bir yardım sürecidir.

1.Okula ve Yeni Durumlara Alıştırma Hizmetleri
2.Öğrencileri Tanıma Hizmetleri
3.Psikolojik Danışma Hizmetleri
4.Bilgi Toplama ve Yayma Hizmetleri
5.Yerleştirme Hizmetleri
6.İzleme Hizmetleri
7.Danışma Hizmetleri
8.Çevre ve Velilerle İlişki Hizmetleri
9.Araştırma ve Değerlendirme Hizmetleri
 

Öğrenciye Yönelik Rehberlik

Biz Bu filmi daha Önce Görmüştük

Çocuk Pazar sabahı saat 8.30 da uyandı. Cuma günü okuldan gelirken “bu hafta sonu önceki haftalardan farklı olacak. Kalan derslerimi tamamlayacağım ve önümdeki hafta içindeki sınavlara iyi hazırlanacağım.” diye karar vermişti. Bu sebeple Cuma akşamüstünü ve geceyi çok iyi geçirdi. Televizyon seyretti, müzik dinledi, uzun uzun telefonla görüştü ve gece oldukça geç saatte yattı. Çünkü ders çalışması için daha önünde uzuuun uzuuun iki gün ve iki gecesi vardı. Cumartesi günü arkadaşlarıyla beraber oldu. Biraz dolaştılar her zaman gittikleri yere gittiler. Sohbet ettiler sohbete o kadar çok dalmışlardı ki zamanın nasıl akıp geçtiğini fark etmedi bile. Ders çalışmadığı için zaman zaman biraz rahatsızlık duyduğu oldu ancak içinden gelen bu huzursuzluğu” daha önümde koskoca bir Pazar var” diyerek bastırdı.

Pazar sabahı, işte bu şartlar altında 9,00 da uyandı. Önce güzel bir sabah kahvaltısı yaptı. Sonra sabah gazetelerini şöyle bir göz geçirdi. Ders çalışmak için sabah azimliydi. Saat 10.30 olmuştu. Şöyle bir televizyona göz atıp odasına geçmek istedi fakat film öyle heyecanlıydı ki bir türlü televizyonun başından kalkamıyordu. Önünde daha koskoca bir Pazar günü olduğunu düşünerek bu filmi izlemesinde bir sakınca olmadığına karar verdi. Film bittiğinde saat 12.00 ı geçiyordu. Hafta içi günlerde bu saatte yemek yemeğe alışkın olduğu için karnı acıktı. Annesinin özenle hazırlamış olduğu yemekleri yerken evdekilerle koyu bir sohbete girdi. Yemekten sonra yine çalışma odasına yönelmişti ki televizyonda maç yayını başlamıştı. Haftanın en önemli maçıydı. Bu maçı seyretmek için insanların birbirini çiğneyip, dünyanın parasını verdiklerini düşününce ayağına kadar gelen bu maçı seyretmemenin büyük kayıp olacağını düşündü.

Tüm hafta bu maç konuşulacaktı maç biter bitmez ( nasıl olsa 90dak.) sıkı bir şekilde çalışmaya başlamaya karar vererek maçı izlemeye koyuldu. Maç bittiğinde hafta sonu yaşadıklarını düşünmeye başlamıştı ki annesi içeriden çayın hazır olduğunu duyurdu. Oda çayı içip ders başına geçmenin doğru olacağına karar verdi çay bittiğinde üzerine bir ağırlık çökmüştü. Haftanın yorgunluğu, maçın gerginliği, sınav stresleri ve çayla birlikte yenilenler... onu iyice gevşetmişti ” nasıl olsa şimdi çalışamam” diye düşündü ve dinlendikten sonra çalışmaya karar verdi.

Saat 19.00 sıralarında içindeki huzursuzluğu bastırmaya gayret ederek çalışma masasına yönelmişti ki en sevdiği arkadaşıyla, ailesi onlara misafirliğe geldi. Misafir varken de ders çalışılmazdı ya...  Birlikte sevdikleri diziyi seyrettiler. Artık kalan zamanında sadece en önemli iki dersi çalışırım diye düşünüyordu. Fakat yavaş yavaş uyku bastırmaya başlamıştı. Eğer uyumazsa yeni başlayan haftaya yorgun ve uykusuz girecekti. Bu sebeple kendi kendine şöyle dedi.” Bugün çalışamadım. AMA YARIN SÖZ ÇALIŞACAĞIM”. Yarı sıkıntılı yarı huzurlu odasının yolunu son kez tuttu. Ancak çalışmak için değil, uyumak için...

Hikâyemizdeki Ali’yi tanıyor musunuz? Birçoğumuzun içinde Ali’den bir parça yok mu?

 

Hayat mutlu huzurlu yaşamak için vardır ve yaşam biçiminizi idealleriniz doğrultusunda şekillendirecek olan sizlersiniz. Hayatınıza yön vermede kullanacağınız tek metot eğitimdir. Bu sebeple sizlerin arzuladığınız amaçlara gelmeniz için sistemli bir çalışma tekniği gerekmektedir. Unutulmamalıdır ki bilgi birikimi sistemli çalışma ile elde edilir.

Geçmişte başarılı olmak için akla hep çok çalışma gelirdi. Oysa günümüz çağdaş anlayışa göre çok çalışmanın yerini etkili çalışma almıştır. Günümüzde sonuç alanlar devamlı, dengeli ve etkili çalışma yapanlar olmaktadır.

Etkili çalışmak, zamanı belirlenmiş amaçlar ve karara bağlanan öncelikler doğrultusunda programlı çalışmak demektir. Yapılacak bu program içinde aileye, arkadaşlara, eğlenmeye ve dinlenmeye zaman ayırmak gerekir.

Belirlenen hedefe ulaşmak için amacın mutlaka açık ve net olarak tanımlanmış olması ve bireyin de buna inanması gerekmektedir. Bu tanımlamalar yapıldıktan sonra amaca yönelik olarak yıllık, aylık ve günlük programların yapılması gerekir.

Unutmamak gerekir ki başarılı kişi, kararlaştırdığı hedeflerine belirli bir zaman süreci içinde ulaşmış olan kişidir.

                       

Büyük şeyler başarmak için sadece harekete geçmemiz değil, ama aynı zamanda hayal etmemiz; sadece plan yapmakla kalmayıp aynı zamanda inanmamız gerekir.
Anatole France

 

Sizlerin geleceğe daha güvenli adımlar atmanız ve başarılı olmanız için deneyim ve tecrübelerimizi aktarmanın yanında bilimsel verilere dayalı olarak hazırlanmış bu tür eğitici çalışmaları da bölüm bölüm olarak internet sitemizden yayınlayacağız. İlk olarak “Çalışma Ortamı” ile ilgili yapmamız gerekenleri yayınlıyoruz. Bu çalışmaların bundan sonraki yapacaklarınıza ışık tutacağını ümit ediyoruz.

 

Etkili(verimli) Ders Çalışma
Çalışma Ortamının Düzenlenmesi

Ders çalışmak için masasına oturan öğrencinin çevreden ve kendi zihninden kaynaklı etkenler dikkatini dağıtabilir. Dolayısıyla bu tür olumsuz etkenlerden etkilenmemek için çalışma ortamının belli özelliklere sahip olması gerekmektedir. Ortamın çalışmak için uygun hale getirilmesi hem öğrenmeyi kolaylaştıracaktır hem de çalışma verimini en üst düzeye çıkaracaktır.

Çalışma odasının içindeki eşyaların konumu ilgi ve dikkati dağıtıcı etkisinin olduğu yadsınamaz. Yapılan araştırmalar ses, radyo, televizyon ve gereksiz eşyaların varlığı hatta çalışma masasının konumu zihinsel aktiviteleri olumsuz etkilediğini ortaya koymuştur.
 


Çalışma Masası

Çalışma masasında çok zorunlu haller dışında sadece ders çalışmak amacıyla kullanılmalıdır. Çalışma masanızda yemek-içmek vb. işleri yapmayın. Mümkünse çalışma masası pencerenin yanında olmamalıdır. Böylece dışarısının soğuk-sıcak etkisi böylece en aza indirilmiş olur. Gün ışığını karşınıza almalısınız. Bunu yaptığınız takdirde gölgeniz çalışma masasına düşmeyecek zira gölge dikkatinizi dağıtıcı özelliktedir. Odanızın havalandırılmasına özen göstermelisiniz. Çünkü havadaki oksijenin azalması başağrısı yapacaktır. Bu da öğrenmeyi güçleştirecektir.

Çalışma masanızı her çalışmadan sonra mutlaka düzenleyin. Bu durum sonraki çalışmaya başlamanızı olumlu etkileyecektir.  Dağınık bırakılmış bir masa çalışmaya başlamanızı zorlaştıracaktır.

Ders çalışmak için masanıza oturmadan önce gerekli kaynaklarınızı elinizin altında bulundurun. Bu hem çalışmaya ayırdığınız sürenin bölünmesine engel olacak hem de olası kopmaların önüne geçilmiş olacaktır.

 

Sandalye

Oturacağınız sandalye ya da koltuğun gevşemeyi beraberinde getirecek rahatlıkta olmamasına dikkat etmenizde fayda var. En uygun durum çok yumuşak olmayan bir sandalyede dik olarak oturmaktır. Ayrıca gelişim çağında olmanız hasebiyle sandalyenin yüksekliğini boyunuza göre ayarlamanız gerekmektedir.

Sessizlik

Çalışma odası mümkün mertebe sessiz olmalıdır. İnsan beyni birçok etkeni algılayabilir ancak bir tek şeye odaklanır. Dolayısıyla derse odaklanmanızı olumsuz etkileyebilecek bu tür uyaranların olmasına izin vermeyin. Bazı öğrenciler müzik dinleyerek ders çalıştıklarında daha iyi anladıklarını söylerler. Yapılan araştırmalardan çıkan sonuç bunun tam tersi yöndedir. Bu sebeple insanın hem müzik dinleyip hem ders çalışması mümkün değildir. Kişi ya ders çalışır ya da müzik dinler. Bu durum aynı zamanda zevkle müzik dinlemeyi de engeller. Tavsiye edilen müzik dinlemeyi dersin sonunda ödül olarak kullanmaktır.  

Posterler

Odanızı istediğiniz şekilde düzenlemeniz en doğal hakkınız. Ancak çalışma odanızın duvarına asacağınız bir poster inanın değerli zamanınızın boşa harcanmasına sebep olacaktır. Zevkinizi, özlemlerinizi ve iç dünyanızı yansıtan bu posterler her başınızı kaldırdığınızda sizi alıp hayal dünyasına götürecektir. Böylece hem dersten kopacaksınızdır hem de zamanınızın heba olmasına yol açacaktır.

Bu nedenle ders çalışma ortamınızın mümkün olduğunca az çağrışım yaptıracak şekilde düzenlenmesi son derece önemlidir.

Veliye Yönelik Rehberlik

Fransız filozofu Helvetius “Aldığımız eğitim ne ise o kadar oluruz” demiştir. Evet, gerçekten de bizler geçmişte öğrendiğimiz ve yaşadıklarımızın ürünüyüz. Bunlardan anlıyoruz ki eğitim bilgi sağlar, değer sistemimizi, inançlarımızı ve hayata bakışımızı etkiler. Ayrıca eğitimle mesleğimizi, toplumdaki yerimizi ve ailemize sağlayacağımız imkânları elde ederiz. Bu kadar önemli bir konuda anne babalara düşen önemli görev ve sorumluluklar vardır.

 

ÇOCUK EĞİTİMİNDE ANNE VE BABALARA ÖNERİLER

Yaşamın yankısı
Bir zamanlar bir baba ile oğul dağlık bir bölgede yürüyüşe çıkmışlardı;
Bir ara nasıl olduysa çocuğun ayağı kaydı ve incindi çocuk acıyla bağırdı:
-Aaa hhh!!!
Karşı dağlarda yankı yapan sesi geri döndü:
-Aaa hhh!!!
Daha önce böyle bir durumla karşılaşmamış çocuk bu kez: “Sen kimsin ?” diye sordu
Cevap gelmekte gecikmedi: “Sen kimsin ?”
Sinirlenen çocuk: “ Sen bir korkaksın!” diye bağırdı
Dağdan “Sen bir korkaksın!” yanıtını aldı.
Bu olanlara bir anlam veremeyen çocuk neler olduğunu sordu. Onun gülümsediğini gördü. Babası,” şimdi dikkatlice beni izle oğlum” dedi ve yüksek sesle bağırdı: “Hayatı çok seviyorum!”
Karşı dağlardan aynı ses geldi: “Hayatı çok seviyorum!”
Baba: “sana hayranım!”
Yankı: “sana hayranım!”
Baba: “sen harikasın!”
Yankı: “sen harikasın!”
Çocuğun şaşkınlığının daha da arttığını gören baba, ona durumu şöyle açıkladı: “Bu, yankı adı verilen bir tabiat olayıdır. Ama hayatı da çok iyi anlatır. Yani yaşamdan ne istiyorsan önce onu sen vermelisin. Verdiklerin aldıkların olacaktır. Tatlı sözler tatlı yankılar oluşturur sevilmek istiyorsan önce sen sevmelisin. Saygı istiyorsan önce sen saygı duymalısın.  Anlayış bekliyorsan bunu önce sen göstermelisin.

YANİ YAŞAMDA NEYLE KARŞILAŞMAK İSİTİYORSAN, YANKISINI OLUŞTURABİLMEK İÇİN BUNU ÖNCE SEN YAPMALISIN.

 

Çocuklarımızı Olduğu Gibi Kabul Edelim

Çocuklarımıza sadece insan oldukları için değer verelim. Başarılı, zeki, çalışkan,  sarı saçlı, uzun boylu, sessiz, konuşkan... vb. olduğu için değerli görüp; Tembel, yaramaz, sıska, kısa... vb. olduğu için değersiz görmeyelim. Her koşulda değerli olduklarını onlara hissettirelim. Onları koşulsuz sevelim.


Çünkü koşulsuz kabul;
* Güvenmeyi ve inanmayı beraberinde getirir. Eğer çocuğumuza güvenmez ve inanmazsak onu nasıl olduğu gibi kabul ederiz?
* Kibar ve nazik olmayı gerektirir. Onlara kaba davranırsak bize karşı nasıl saygılı olmalarını bekleriz?
*Çocuk hakkında olumlu düşünmeyi gerektirir. Eğer onlar hakkında olumlu düşünmezsek nasıl olumlu davranışlar bekleriz.
*İçten ve dürüst olmayı gerektirir. Onlara karşı dürüst davranmazsak nasıl onlardan içten ve samimi olmalarını bekleyebiliriz.

Çocuğumuza duyduğumuz sevgiyi ve ilgiyi her hangi bir koşula bağlamayalım. İyi ki benim çocuğumsun “Senin gibi” bir çocuğum olduğu için çok mutluyum...


Çocuklarımızı Kesinlikle Başkalarıyla Kıyaslamayalım
Kıyaslama; Çocuğu olduğu gibi, bir birey olarak kabul etmeme anlamına gelir ve çocuğun kişilik gelişimini zedeler. Her birey farklıdır, eşsizdir, kendine özgüdür. Bu nedenle hiç kimse başka biriyle kıyaslanmamalıdır. Çocuk, anne baba tarafından önemsenmek, değerli bir birey olarak kabul edilmek ihtiyacını duyar. Onun başka çocuklarla kıyaslanması, kendini değerli bir insan olarak görmesine engel olur.
Çocuğu başarılı arkadaşlarıyla kıyaslamak yerine kendisiyle kıyaslamak gerekir. Önemli olan çocuğun “dünü” ile “bugünü” arasında görülebilen somut farktır.

 

Çocuklarımızın “Kendileri Olmaları” İçin Fırsatlar Oluşturalım
Kendilerini ifade etmelerine imkân verilmeli. Onun sizden ayrı bir kişilik oluşturabileceğini kabul edin. Onu anlamaya, tanımaya ve aranızda anlamlı bir sevgi köprüsü oluşturmaya özen gösterin. Sizin yaptıklarınızı yapmak, sevdiklerinizi sevmek, sevmediklerinizi sevmemek zorunda değiller. Çocuklarınızı hem gelişim özellikleriyle hem de ilgi ve yetenekleriyle tanımaya, anlamaya çalışın.

Çocuklarınıza “ben senin yaşındayken..., bizim zamanımızda...,” gibi gereksiz, incitici ve aşağılayıcı cümleler kurmayın.

Sevilen ve kişiliğine saygı duyulan çocuk, başkalarını sever ve onlara saygı duyar.

 

Aşırı beklenti içerisinde olmayın

Beklenti düzeyinin ölçüsü, çocuğun kapasitesi ve bireysel özellikleriyle orantılı olmalıdır.
Çocuklarınıza Özel Zaman Ayırın. Çocuklarınıza Ayırdığınız Zamanın Süresi Değil Niteliği Önemlidir

Çok zaman değil yoğun birlikteliktir asıl olan. Bu nedenle anne-babalar iş sonrası var olan zamanını yoğun bir şekilde çocuğuyla birlikte geçirmelidir. Bu çocuğun yeterli doyumu almasını sağlayacaktır.
En büyük tehlike anne-babanın suçluluk duygusuyla çocuğuna veremediği zamanı maddi şeylerle gidermeye, aşırı şımartmaya ve her isteğini yapmaya çalışmaktır. Burada çocuğun anne-babadan isteği ne aşırı hoşgörü, ne şımartma, ne de maddiyattır. Çocuk anne baba ile yüz yüze nitelikli birlikteliği istemektedir.

 

Çocuklarınızı Etkili Bir Şekilde Dinleyin

Çocuklarınızı dinlerken;
* Başka işlerle meşgul olmayın.
* Çocuğun yüzüne bakın.
* Onların sözlerini kesip bilgiçlik taslamayın.
* Çocuklarınızla konuşurken aynı seviyede olun.
* Jest ve mimiklerinizle onu dinlediğinizi gösterin.
* Fiziksel temas kurun.
* Onu konuşmasında cesaretlendirin.
* Onunla konuşurken bir büyükle konuşuyormuş gibi dikkatli ve özenli olun.
* Onu anladığınızı belirten ifadelerle geri bildirim sağlayın. “arkadaşının bu davranışı seni üzdü” gibi.
* Ağlamaya başladıklarında tedirgin olmayın.
* Zıtlaşmayın ve tartışmayın.
* Saldırgan tavırlar takınmayın.
* Yargılamayın ve eleştirmeyin.
* Savunmaya geçmeyin sadece dinleyin.
* Gerçekçi ve belirli önerilerde bulunun.
* Yumuşak bir ses tonuyla ve acele etmeden konuşun.
* Anlatılanlara gülmeyin, çocukları utandırmayın.

 


Çocuklarınıza Bulundukları Ortamın Vazgeçilmez Bir Üyesi Olduklarını Hissettirin

Siz bu ailenin çocuğu olmaktan mutluluk duyar mıydınız? Empati kurun.

 

Çocuklarınıza Sorumluluklar Verin
Anne-babaların çocuklarını yetiştirirken özellikle dikkat etmeleri gereken konulardan biri de onların sorumluluk sahibi bireyler olarak yetişmeleridir. Bu konuda farklı yaklaşımların sergilendiğini görmekteyiz. Bazı anne-babalar çocuk ve gençlerden kapasitelerini aşan bir olgunluk beklentisi içinde olurken bazı anne-babalar da tam tersine aşırı vurdumduymaz bir yaklaşım sergiliyor. Özellikle çocuklarının eğitimlerine büyük önem veren ailelerde çocuk ve gençlerin sorumluluk sahibi olması konusundaki bütün beklenti okuldaki ders başarıları olurken ev içi sorumluluklar ve sosyal sorumluluklar daha az önemsenmekte, bu da çocuğun sağlıklı gelişmesini engellemektedir.

Bazı ailelerde ise tam tersi bir yaklaşım sergilediğini görmekteyiz. Çocuk ve gençlerden ev işleri kardeşlerinin bakımı ya da evin bütçesine katkıda bulunma gibi konularda sorumluluk beklentisi daha fazla olurken akademik ve kişisel gelişim daha çok göz ardı edilmektedir. Baskıcı, demokratik, aşırı koruyucu, aşırı ilgili ya da ihmalkâr aile tutumlarının, sorumlulukların kazandırılması konusunda farklı sonuçlara yol açmaktadır.

Sorumluluklarını kazanırken çocuk ve ergenin yaşını ve kişilik özelliklerini dikkate almalıdır. Küçük yaşlardan itibaren küçük sorumluluklar alıp gittikçe daha büyük sorumluluklar almasına özen gösterilmelidir.

Çocuk ve ergenlerden bir şey isterken yaşları, kişilikleri ve ilgileri dikkate alınmalıdır. İlgileri doğrultusunda daha fazla sorumluluk verirken ilgi alanlarında olmayan konularda da beceri ve yeteneklerinin gelişmesine özen gösterilmeli, bu konuda daha kararlı ve sabırlı bir yol izlenmelidir.

Dikiş dikmek, bulaşık yıkamak, ütü yapmak, yemek yapmak gibi el becerisi gerektiren işlere küçük yaşlarda başlamak bazı riskler taşırken aşırı koruyucu davranış, hatalar karşısında şiddetli tepkiler belli becerilerin kazanılması ya da sorumlulukların kazanılmasında geç kalınmasına sebep olmaktadır.

Sorumluluk ile kendine güven birbirini tamamlayan iki durumdur. Sorumluluk duygusu gelişmiş olan çocukların kendilerine güvenleri de yüksektir. Çocuk yaptığı her iş, aldığı her sorumluluğun sonunda anne-babadan aldığı tepkiye göre kendisine güç toplar. Çocuğun yaptığı hiçbir iş beğenilmez, takdir edilmez ve her zaman daha mükemmeli beklenirse çocuğun, çaba harcama ve mücadele etme gücü kırılır. “Ne yaparsam yapayım ailemi memnun edemiyorum” şeklinde düşünmeye başlar. Bu düşünce daha sonra “ben yapamam” inancını doğurur ve çocuk kendine güvenini tamamen kaybetmeye başlar.

İstediğini giyinebilen, yemeğini baskısız yiyen, istediği etkinliği (resim, müzik, spor, ...vb.) yapabilen, hareketlerine katı sınırlamalar getirilmeyen çocuk kişiliğine saygı gösterildiğini düşünecek bu da çocuğun sorumluluk almasını kolaylaştıracak ve bu durum genelde onun başarısıyla sonuçlanacaktır.